not defterimden: olan geleceğimize oluyor

öğretmenlik mi yapıyorum bakıcılık mı belli değil. el kadar çocuklara okuma yazma öğretmek için türlü taklalar atıyorum. en sonunda severek yaptığım işten nefretim kabarıyor.

en mehur klişelerdendir “ankaranın çankayasına göre hazırlanan müfredat…” diye… tam da bunu yaşıyoruz hatta en sarsıcı biçimde.

dört yaşında ana sınıfına gitti diye beş yaşında ilkokula başlayan bebekler daha konuşma gelişimini bile sağlayamamışken onlara yetersizsiniz, sizden bir şey olmaz psikolojisini kanırtarak veriyoruz. sonra sosyal medyada travmaya giren çocukların videolarını görüyoruz. kimimiz gülüyor kimimiz acıyor ama kimse biz ne yapıyoruz demiyor. ne anne baba ne eğitim yöneticileri….

beslenmesi gelişimi iyi olan, eğitimli ailelerin çocukların algıları, dikkatleri daha açıkken onlar çok fazla sorun yaşamasa de ülkenin çoğunluğu aynı şartlara sahip değil maalesef. Ve o çok çocuklu, parçalanmış, yoksul ailelerin çocuklarında okula hazır bulunuşluk yok denecek kadar az. kimi özel çocuklar hariç. Oysa bu okuma yazma sisteminde çocuğun sesleri farketmesi, uyarıları alması, sesleri birleştirmesi hep zeka, algı ve dikkat ile ilgili.

velilerime sürekli söylememe rağmen, toplantılarda sürekli dile getirmeme rağmen bu yaş sorunu eğitimin veriminde kalitesinde en büyük engeldir. taşrada çalıştığım için velilerimin çoğu çiftçi olduğu için daha iyi anlamaları için tarımdan örnekler veriyorum. toprağa istediğin zaman tohum atamazsın. toprağın nemlenmesi, belli bir sıcaklığa ulaşması gereklidir diye. bunlara dikkat etmezsen ektiğin tohum çıkmaz diyorum. eğitim de aynı diyorum. çocuğun belli bir olgunluğa gelmesi gerekir diyorum. veli bana bakıyor. ben onlara bakıyorum. ama kaydedilmiş diyor. köyde akranları başladı diyor. olsun hocam diyor… ama olmuyor işte.

olan bize oluyor. olan ülkenin geleceğine oluyor. okulun zerrece verdiği bir şeyler varsa onu da veremiyor sonra. sonra kitap okunmuyor proje yap. trafik kazaları çok oluyor proje yap. değerleri veremiyoruz proje yap.

sanki tüm eğitimin tek ve en büyük sorunuymuş gibi bitişik yazıyı kaldır. bekle sorun çözüldü mü ? çözülmez… orta da ciddi sorunlar var. çalışan didinen öğretmenlerin karalanmasından, şiddetten, mobbingden başlayıp eğitimin e sinden bihaber yöneticilere kadar çıkabilirsiniz. cumhuriyetin 100.yılı kutlama hazırlıkları yapılırken hala okullarda para toplanması konuşuluyorsa, idarecilerin okula herhangi bir hizmet için para toplamaya gerek duyuyorsa, bunun sonucunda “iş yapılıyorsa”, başarılı idareci olunuyorsa buyrun size halimiz.

eğitimsel başarı olarak da sadece sınav başarısı konuşuluyorsa onun için de test de test deneme sınavı da deneme sınavı yapılarak eğitim olduğu sanılıyorsa elbette büyüğe saygı, vicdan, ahlak, dürüstlük olmayacak. beyhude projelerle de olmaz.

zorla okuyan çocuk bırakın yorum yapmayı düşünmeyi okuduğunu anlamak da zorlanıyor. kitap okumak istemiyor. okulu sevmiyor ve ya şiddete başvuruyor ya içine kapanıyor.

önce şu yaş sorunu çözülmeli. el kadar çocuklar rüyalarından heceleyerek kalkmamalı. okula giderken heyecanla iştahla gitmeli.

elat elak olsa nolur bitişik olsa ayrı olsa nolur? çocuk yeterli gelişimde değilse. beyler hanımlar kutsal kelimelerle süslü cümleler kurarak bu vatana millete hizmet edilmiyor. severek  yaptığım işten nefretim kabarıyor. çocuğunu düşünmeyen velileri gördükçe, öğretmenlikten başka her türlü iş yapınca ve geleceğimizi sadece süslü hitaplarında kullananları duydukça. olan geleceğimize oluyor beyler hanımlar…

musa ertürk / öğretmen

ilgili yazı

Leave a Comment